18 Ekim 2012

ZİHNİYET

2. ÜNİTE: COŞKU VE HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİR)

2. 1. KONU: ŞİİR İNCELEME YÖNTEMİ

2. 1. a. KONU: ZİHNİYET

* Kazanımlar: 1. İncelediği şiirden hareketle şiirin oluşmasına imkân sağlayan zihniyeti belirler.

* Şiirin Yazıldığı Dönemin Zihniyeti
      Zihniyet; bir dönemdeki sosyal, siyasi, idari, adli, askeri, dini güçlerin, sivil toplum örgütlerinin, ticari hayatın, eğitim etkinlikle-rinin birlikte oluşturdukları ortam ve bunların birbirine indirgene-meyen duygu, anlayış ve zevk bütünüdür.
      Bir toplumun bireyleri, o toplumun kültürüyle, gelenek ve gö-renekleriyle, değer yargılarıyla yetişir. Bu yetişme sonucunda da bireyler, ortak bir zihniyete ulaşırlar. Böylece o toplumun bireyle-ri, olaylar ve durumlar karşısında benzer tepkiler ortaya koyarlar, benzer davranışlar sergilerler. Yazar ve şairlerin edebî metinle-rinde, doğal olarak bu zihniyetin yansıması da görülür. Sanatçılar, yaşamdan aldıkları konuları işlerken, toplumu zihniyetiyle birlikte ele alırlar. Bu zihniyet de dönem dönem değişim gösterir.
      Türk edebiyatı başlangıçtan bu güne gelinceye dek kültür, sa-nat, siyasî ve sosyal alanda pek çok aşamalar geçirmiştir. Bunlar arasında en önemlisi İslamiyet’in kabulü ve Batı uygarlığına geçiş hareketidir. Bu iki olay toplumun yaşamında sosyal, siyasî kültürel ve ekonomik değişikliklere neden olmuştur. Bu değişikliklerle bir-likte başlangıçtan bugüne dek gelişen Türk edebiyatı da şöyle sı-nıflandırılabilir: a) İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı, b) İslami De-vir Türk Edebiyatı, c) Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı

      Aşağıda Türk edebiyatının farklı dönemleriyle ve farklı zihni-yetleriyle ilgili bilgi verilmiştir:
      Türkler, İslamiyet öncesi Türk edebiyatı döneminde daha çok kavmi (etnik) unsurlar etrafında şekillenen, başka uygarlıkların etkilerine kapalı bir zihniyet ortamında bulunmuşlardır.  Göçebe yaşam tarzını, Göktanrı inancını yansıtan eserler ortaya koymuş-lardır.
      Eski Türklerde önemli bir kişi öldüğünde ceset bir çadıra ko-nur, ölen kişinin akrabaları kurbanlar keser, bu kurbanları çadırın önüne koyar, sonra hep birlikte atlara biner, çadırın etrafında ye-di defa dönerlerdi. Ölüyü gömmek için uğurlu bir gün beklenir, ölü gömüldükten sonra da benzer törenler yapılarak kurbanlar kesilir, mezarın etrafında yedi kez dönülürdü. Şairler de yuğ adı verilen bu defin (ölü gömme) törenlerinde çeşitli şiirler söylerlerdi. Aşa-ğıda bir dörtlüğü alınan bu şiirin yuğ töreninde söylendiği tahmin edilmektedir.
         Alp Er Tunga öldi mü
         Issız ajun kaldı mu
         Ödlek öçin aldı mu
         Emdi yürek yırtılur
Alp Er Tunga öldü mü?
Kötü dünya kaldı mı?
Felek (böylece) öcünü aldı mı?
Şimdi yürek(ler onun ölümü-nün acısıyla) yırtılır.

       İslami devrin ilk dönemlerinde Anadolu’da siyasi, ekonomik, kültürel, askeri ve sosyal birçok sorun vardı. Bu sorunlar karşısın-da halkı bir arada tutan; Anadolu’yu vatan, Anadolu’da yaşayanları da birbirine kardeş yapan tek gerçeklik, İslamiyet ve tasavvuftu. Bu sebeple daha çok tasavvufi konular işlenmiş ve insanlara İsla-miyet’i öğretmek amacıyla eserler yazılmıştır. Dönemin bu zihni-yetini eserlerine en iyi yansıtan sanatçılardan biri Yunus Emre’dir. Aşağıdaki dörtlükler bu zihniyetin ürünüdür:
         Cennet cennet dedikleri
         Bir ev ile birkaç huri
         İsteyene vergil anı
         Bana seni gerek seni
    Yunus çağırırlar adım
    Gün geçtikçe artar odum
    İki cihanda maksudum
    Bana seni gerek seni
      İslamiyet etkisinde gelişen Türk edebiyatı döneminde toplum-sal, siyasi, idari, askeri, sivil, ekonomik vb. nedenlerden ötürü top-lumun farklı kesimlerinde farklı yaşam tarzları sürdürülmüştür. Bunlardan biri, hayatın merkezinde dini ve tasavvufi değerlerin olduğu, Yunus Emre gibilerce sürdürülen yaşam biçimi; diğeri, Os-manlı’nın başkenti İstanbul’da, sarayda ve saray çevresinde şekil-lenen yaşam biçimi; ötekisi ise taşrada, Anadolu’da, Anadolu köy-lerinde şekillenen yaşam biçimidir.
      Saray çevresinde oluşturulan edebiyata divan edebiyatı den-miştir. Bu edebiyatta daha çok soyut konular işlenmiş, ağır bir dil kullanılmış, biçimci ve kuralcı bir şiir anlayışı benimsenmiştir. Bu gelenekten gelen Nedim Lale Devri’nde yaşamıştır. Lale Devri sa-vaşın olmadığı, zevk ve sefanın hayata hâkim olduğu, aşk ve eğlen-cenin ön planda olduğu bir devirdir. Nedim şiirlerinde dönemin bu zihniyetini yansıtmıştır. Aşağıdaki beyit böyle bir şiirden alınmış-tır:
         Ey şuh Nedima ile bir seyrin işittik
         Tenhaca varıp Göksu’ya işret var içinde
 (Ey neşeli güzel! Nedim ile bir gezintini işittik.
 Tenhaca Göksu’ya varıp eğlenmişsiniz.)

      Taşrada oluşturulan halk edebiyatı tarzı şiirlerde şairler için-de bulunduğu halkın sorunlarını, yaşamla ilgili konuları, “aşk, öz-lem, ayrılık, yiğitlik” gibi temaları halkın anlayabileceği bir dille anlatmışlardır. Halk şairlerinden Dadaloğlu da içinde bulunduğu halkın zihniyetini eserlerine yansıtmıştır. Aşağıda bir dörtlüğü alınmış şiirinde de 19, yüzyılda yerleşik yaşama geçirilmeye zorla-nan Türkmen aşiretlerinin durumunu yansıtmıştır:
         Kalktı göç eyledi Avşar elleri
         Ağır ağır giden eller bizimdir
         Arap atlar yakın eder ırağı,
         Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.

      Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatının şairlerinden Nazım Hikmet’in şiirlerinde ses, kelime, kavram, istek, imge ve biçimler modern zamanlara özgü bir dünya görüşü ve yaşam tarzı etrafında şekillenen bir zihniyet göze çarpmaktadır:
         Sevgilim, bu ayak sesleri, bu katliamda
         hürriyetimi, ekmeğimi ve seni kaybettiğim oldu,
         fakat açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden
         güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan
         gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir zaman…   

      Kendisi de bir mutasavvıf olan Yunus Emre, kendi gerçeklerini ve yaşadığı dönemin toplumsal, siyasi, idari, askeri, sivil, ekonomik gerçeklerini yok sayarak Nedim’in şiirleri gibi aşk, kadın, şarap, eğlence temalı şiirler yazamazdı. Aynı şekilde bilime, eşitliğe, ilerlemeciliğe, sosyal adalete sonsuz bir inançla bağlanmış Nazım Hikmet’ten de kendi çağına ve bu çağın siyasi ve ekonomik görüş-lerine yabancı kalması, söz gelimi şiirlerinde saray yaşamının ni-metlerini ve güzelliklerini anlatması beklenemezdi. Göçebe Türk-men geleneği içinde yetişmiş bir halk şairi olan Dadaloğlu’ndan, içinde bulunduğu koşulları yok sayarak divan edebiyatı şiir gelene-ğine uygun şiirler yazmasını beklemek nasıl gerçekçi değilse Lale Devri’nin ihtişamlı ve masalsı keyfini süren Nedim’den de Allah aş-kını anlatan tasavvuf temalı şiirler yazmasını beklemek gerçekçi değildir.  Çünkü her şair, az ya da çok yaşadığı dönemin hâkim zih-niyetinden etkilenirler.

11 Ekim 2012

EDEBİYATIN BİLİMLERLE İLİŞKİSİ

1. 2. KONU: EDEBİYATIN BİLİMLERLE İLİŞKİSİ

* Kazanımlar: 1. Edebiyatın insanı konu alan diğer bilim dallarıyla ilişkisini belirler.

* Edebiyatın Diğer Bilim Dallarıyla İlişkisi
      Edebiyat; anlatım biçimlerini ve dili araç olarak kullanan bütün bilim dallarıyla ilişkilidir. Edebi eserde her türlü insan etkinliğin-den, doğal varlık ve görünüşten yararlanılır. Ayırıcı özellikleri, gü-zel sanata özgü bakış tarzında ve değerlendirme biçiminde ara-mak gerekir.
      Matematik, sayıları; fizik, maddeyi; kimya, maddenin yapısını; biyoloji, canlıları; tıp, insan sağlığını konu edinir. Edebiyatın birin-ci ve en önemli konusu ise “tarihi, sosyal ve psikolojik bir varlık olan insan”dır. Bu bakımdan edebiyatın, insanı ve toplumu değişik yönleriyle inceleyen “psikoloji, sosyoloji, tarih, felsefe, dil bilimi, coğrafya, din” gibi bilim dallarıyla yakın ilişkisi vardır.
      Aşağıda bazı bilim dalları ve bu bilim dallarının edebiyatla iliş-kileri hakkında bilgi verilmiştir:

* Tarih: Geçmişte yaşamış insan topluluklarının ekonomik, siyasal ve sosyal alanlardaki yaşantılarını neden - sonuç ilişkisi içerisinde belgelere dayanarak yer ve zaman göstererek tarafsız biçimde inceleyen sosyal bilim dalıdır.

- Edebiyat - Tarih İlişkisi: Edebi metinler kendi çağının renk ve zevklerini yansıttığından dolayı tarih bilimi için birer bilgi ve bel-ge özelliği taşır.
      Eserlere yansıyan sanat anlayışını, sanat geleneğini, dönemin sosyal yapısını, insan ilişkilerini, çağın özelliklerini anlayabilmemiz için de tarih biliminden yararlanmamız gerekir.

* Sosyoloji: Sosyal olayları ve toplumun oluşum, gelişim ve işleyişi ile toplumların aralarındaki münasebetleri ve kendi içlerindeki in-san işleyişlerini inceleyen bilim dalı.

- Edebiyat - Sosyoloji İlişkisi: Yazar sosyal bir çevrede yaşadı-ğı için edebi bir eser ortaya çıktığı dönemin sosyal durumunu yan-sıtır. Dolayısıyla bu eseri incelerken sosyolojinin verilerinden fay-dalanmak gerekir.

* Psikoloji: Kişinin davranış ve zihinsel süreçlerini birey veya grup düzeyinde inceleyen bilim dalı.

- Edebiyat - Psikoloji İlişkisi: İnsanın (yazarın, şairin) insanı in-sana (okuyucuya) anlatması demek olan edebiyat, daha çok ruha hitap eder.  Edebi metinler de onu ortaya koyan sanatçının duygu, düşünce ve ruh halini yansıtır; psikolojik durumuna ait ipuçları ta-şır. Bu ipuçlarını ve insan ruhunun esere yansımasını anlamak için psikolojinin yöntemlerinden yararlanmak gerekir.

* Felsefe: Varlığın ve bilginin temelini araştıran, bunları incele-yen bilim dalı.

- Edebiyat - Felsefe İlişkisi: Sanatçı, edebi metni ortaya ko-yarken değişik felsefi görüşlerin etkisinde kalabilir. Ama bütün bunlar apaçık değil de edebiyata özgü bir dille metnin içinde sin-dirilmiş şekilde olabilir. Edebi metinler incelenirken felsefeye ait bu verilerin belirlenmesi, felsefe bilimine hâkim olmakla mümkün-dür.
1. 3. KONU: DİLİN İNSAN VE TOPLUM HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ

* Kazanımlar: 1. İnsanın, her türlü birikimini dil aracılığıyla sonraki kuşaklara aktardı-ğını kavrar.
2. Aynı dili konuşan insan topluluklarının ortak kültür değerlerini paylaştıklarını sezer.
3. Dilin kültür taşıyıcısı rolünü belirler.
4. Dilin, kültür alanının oluşumundaki rolü ve değerini fark eder.
5. Dilin bireysel kullanımda kazandığı özellikleri belirler.
6. Dilin günlük kullanımıyla bilim, felsefe ve edebiyat eserlerindeki kullanım farklılıkla-rını sebepleriyle açıklar.
7. Dilin farklı kullanıldığı metinleri karşılaştırır.        

* Dil - Kültür İlişkisi
      Dil; İnsanların duygu, düşünce, özlem ve isteklerini anlatma aracıdır. Kültür ise, bir milletin tarihsel süreç içinde oluşturduğu, milleti millet yapan maddî ve manevî (tinsel) her türlü ortak de-ğerdir.
      Dil, kültürün ilk ve temel unsurudur. Zira bir milletin tarihi, coğrafyası, değer ölçüleri, folkloru, müziği, edebiyatı, sanatı, ilmi, dünya görüşü, dini inanışı ve millet olmayı gerçekleştiren her türlü ortak değerleri (kültürü) yüzyılların süzgecinden süzüle süzüle kelimelerde, deyimlerde, atasözlerinde, bilmecelerde, tekerleme-lerde, manilerde, dini hikâyelerde, fıkralarda vb. sembolleşerek hep dil hazinesine, dil kabına akıtılmakta; özünü orada saklamak-tadır ve bu dil kabıyla yerden yere, nesilden nesile aktarılmakta-dır. Böylece dil, kültürü oluşturmakta ve nesilden nesile taşımak-tadır.

* Dilin Bireysel Kullanımla Kazandığı Özellikler
      20. yüzyılda yaşamış İsviçreli dil bilimci Saussure’e göre “dil” ve “söz” birbirinden farklıdır. Ona göre dil toplumsaldır, toplumun tamamının kullandığı bir araçtır. Dolayısıyla herkesindir. Açık ve anlaşılırdır. Herkes aynı şeyi anlar. Söz ise bireyseldir, dilin bi-reysel kullanımıdır. Kişiye ait olduğu için de farklı anlamlar kazan-maya müsaittir. “Dil” nesnel, “söz” ise özneldir.
      Konuşmada kullanılan dilin niteliği konuşulan yere, zamana, ki-şiye, konuya; konuşan kişinin kültürüne, eğitim düzeyine göre de-ğişir. İşte bu farklı kullanımlar sözü oluşturur. Örneğin bir öğren-ci arkadaşıyla, ailesiyle, öğretmeniyle, okul müdürüyle konuşurken her birine farklı bir dil kullanır. Bu konuşmalarda konuşulan kişiyle olan yakınlığa göre farklı sözcükler seçilir. Aynı şekilde kültür açısından birbirinden ayrı düzeydeki kişilerin aynı dili kullanışı, birbirinden çok farklıdır. Kültürsüz kimse, genellikle daha küçük bir söz varlığından yararlanır; somut kavramlara, somutlaştırmala-ra fazlaca yer verir. Kültürlü kimsede kavram, sözcük zenginliği kendini belli eder. Bu bağlamda söz kişinin kültürel kimliğini de yansıtır.

* Dilin Farklı Kullanılması
      Dilin günlük kullanımıyla bilim, felsefe ve edebiyat eserlerin-deki kullanımları farklıdır.
      Bilimsel eserlerde nesnel, açıklayıcı, anlaşılır bir dil kullanılır. Bilimsel eserlerde dil, kesin olanı ifade edecek bir yapı ve söyle-yiş kazanır. Duygular anlatıma katılmaz. Terimler çokça kullanılır.
      Felsefi metinlerde düşünceyi dile getiren kavramlar öne çıkar.
      Edebiyatta imgeler kullanılır, sanat kaygısı ön plandadır. Ede-bi dilin etkileyici bir canlandırma gücü vardır. Çünkü dilin en işlen-miş, en sistemli,  en planlı şekli kendini edebi metinlerde gösterir.      
      Günlük konuşmada ise ihtiyaçları gidermeye yönelik bir dil kul-lanılır. Konuşma dilinde duygular, düşünceler, istekler, beklentiler en yalın şekilde dile getirilir.

TÜRK EDEBİYATI - 9                                                                    2                                    NEVZAT EKİCİ

01 Ekim 2012

GÜZEL SANATLAR VE EDEBİYAT

* Kazanımlar: 1. Bilim ile güzel sanatların farklılığını belirler.
2. İnsan etkinliklerinin güzel sanatlar içindeki yerini belirler.
3. Güzel sanatların hangi ölçütlere göre sınıflandığını belirler.
4. Güzel sanat eserlerinin özelliklerini açıklar.
5. Güzel sanatların insan hayatındaki yerini ve önemini belirler.
6. Sanat ve sanatçı ilişkisini örneklerle açıklar.
7. Her düzeydeki öğretici ve fayda sağlayan eserlerle sanat eserlerini birbirinden ayırır.
8. Edebiyatın güzel sanatlar içerisindeki yerini açıklar.
9. Edebiyatın dille gerçekleştirilen güzel sanat etkinliği olduğunu metinlerden örnekler vererek açıklar.
- Güzel Sanatlar: İnsanların tabiat karşısındaki duygu ve düşün-celerini çizgi, renk, biçim, ses, söz ve ritim gibi unsurlarla güzel ve etkili biçimde ve kişisel bir üslupla ifade etme çabasından do-ğan ruhsal bir faaliyettir.
- Bilim: Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan, bunu düzenli bilgi haline dönüştüren çalışmalar bütünüdür.
* Bilim ile Güzel Sanatlar Arasındaki Farklar
1- Bilimde öğreticilik esasken, güzel sanatlarda sanat yapmak esastır.
2- Bilimsel eserde kelimeler temel anlamıyla kullanılırken, sanat eserinde yan anlamlar devreye girer.
3- Bilim, olanı olduğu gibi aktarırken; sanat, olanı sanatçının görüş ve düşüncesine göre anlatır (kurgusaldır).
4- Bilim; somut gerçekleri soyut formüller, teoriler ve yasalarla anlatmaya çalışır. Sanat ise soyut duygu ve düşünceleri somut ola-rak ortaya koyar.
5- Bilimde doğruluk, sanatta ise güzellik aranır.
6- Bilim nesneldir, kişiden kişiye değişmeyen gerçekleri açıklar. Sanat özneldir (kişiseldir); bireysel duyguları, hayalleri yansıtır.
7- Bilim akla, sanat ruha hitap eder.
* Güzel Sanatların Sınıflandırılması: Güzel sanatlar kullanılan malzemeye göre sınıflandırılır.
a) İşitsel (Fonetik) Sanatlar: Dil ve sesi malzeme olarak kullanır.
- Müzik
- Edebiyat
b) Görsel (Plastik) Sanatlar: Kullandığı malzeme maddedir.
- Mimari
- Heykel
- Resim
- Hat
- Kabartma
- Tezhip
- Minyatür
c) Dramatik (Ritmik) Sanatlar: Kullandığı malzeme harekettir.
- Tiyatro
- Dans
- Sinema
- Bale
- Opera

TÜRK EDEBİYATI - 9
* Güzel Sanat Eserlerinin Özellikleri
1- Sanat eseri dış dünyanın sanatçı tarafından yorumlanarak de-ğiştirilmesi sonucunda ortaya çıkar.      
2- İnsanda coşku ve estetik haz uyandırır.
3- Sanat eseri açıklamaktan, öğretmekten ziyade sezdirir, duyu-rur, düşündürür, çağrıştırır, hissettirir.
4- Sanat eseri özgün ve biricik bir yapıdır.
5- Sanat eseri, insanla birlikte var olmuştur ve onun ihtiyaçların-dan doğmuştur.
6- Sanat eserinin kendi anlamından öte; okunduğu, seyredildiği ve duyulduğu yerde kazandığı anlamı vardır.
* Güzel Sanatların İnsan Hayatındaki Yeri ve Önemi
      Sanat; insanın kendisini ifade etmesine ve yaratıcılık özellik-lerini geliştirmesine imkân sağlar. Sanat, hayatı yaşanır hale geti-rir ve güzelliklerin paylaşılmasına aracı olur. Bir resim bizi anıları-mıza götürebilir, hayallerimizi canlandırabilir, duygularımızı yansı-tabilir. Bir müzik parçası özlemlerimizi anlatabilir, sevgimizi ifade edebilir.
      Yani sanat, hayatın içindedir ve bizi de hayata bağlar. Hayatın kalitesini artırır. Bizi kendimizle yüzleştirir. Sanatçıyla ve top-lumla iletişime davet eder. İnsanı ve toplumu sakinleştirir.
* Sanat ve Sanatçı İlişkisi
      Sanatçı, herkesin duyduğunu, gördüğünü, hissettiğini, düşün-düğünü; farklı şekilde duyan, gören, hisseden, düşünen, yorumla-yan, yansıtandır. Her sanat eseri, o eserin sanatçısının dimağından doğar. Sanatçı, eseriyle aslında kendini ortaya koyar. Bu nedenle sanat eserinin taklit olması mümkün değildir. Sanat eseri hiçbir özelliğiyle başka eserlere benzemez. Bu yüzden sanatçının en te-mel özelliği yaratıcılıktır.
* Fayda Sağlayan Eserlerle Sanat Eserinin Farkı
      Zanaat: İnsanların maddeye dayanan gereksinimlerini karşıla-mak için yapılan, öğrenimle birlikte deneyim, beceri ve ustalık ge-rektiren işlere denir. Dokumacılık, kuyumculuk, kunduracılık birer zanaattır. Güzel sanatlar ise insanda coşku ve estetik haz uyan-dıran etkinliklerdir.
      Zanaatkâr, maddeyi, faydalı olsun diye; sanatkâr ise güzel ve özgün olsun diye işler. Bu amaç farklılığı güzel sanatlarla zanaat-lar arasındaki ayrımın en yalın ifadesidir. Söz gelimi, bir heykeltı-raş da ağaca biçim verebilir, bir marangoz da. Marangoz oturul-ması amacıyla sandalye yapar, sanatçı ise estetik güzellik amacıyla heykel yapar. Sanatçıyla zanaatkârın maddeyi işleme biçimleri de farklıdır. Heykeltıraş, heykele alışılmışın dışında, yeni ve özgün biçimler verir. Marangoz ise sandalyeye bilinen ve tekrar edilen biçimler verir. Sonuçta sanat, zanaattan farklı olarak tektir, biri-ciktir ve bir yaratıcılığın eseridir.
* Edebiyatın Güzel Sanatlar İçerisindeki Yeri
- Edebiyat: Duygu, düşünce ve hayallerin kişide beğeni uyandıra-cak biçimde söz ya da yazıyla ortaya konmasıdır.
      Edebiyatın sanat olarak malzemesi kelimelerdir ve edebiyat dille yapılan güzel sanat etkinliğidir. Diğer sanat dallarında olduğu gibi, estetik (güzellik, güzellik duygusu) edebiyatın da en önemli ögelerindendir. Edebiyatta fayda her zaman ikinci plandadır.
                                                         1